A. GENEL OLARAK
Teknolojik ve ekonomik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla gerçekleştiği günümüzde boşanma da toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ömür boyu birlikte yaşamak, birlikte bir gelecek tesis etmek amacıyla kurulan aileler çeşitli sebeplerle dağılmaktadır. Boşanma, hukuki olduğundan daha fazla sosyal bir olgudur.

Aileye ilişkin toplumsal hassasiyet ve beklentiler, evlilik öncesi ve sırasında ortaya çıkan birtakım sorunlar boşanma olgusunu meydana getirmekte ve evlilikler sona ermektedir. Sosyal bir olgu olarak Boşanma eşleri, çocuklarını ve ailelerini ilgilendirirken, hukuki anlamda boşanma ise evlenmeye pekçok hukuki sonuç bağlamış olan devleti ilgilendirmektedir. Öyle ki hukuken geçerli bir nikah akdi ortaya çıktıktan sonra mahkeme kararı ile kesinleşinceye kadar evlilik müessesi devam etmektedir.

İşte geçmiş yıllara göre sayısı ve oranı sürekli artan boşanma davalarının sebepleri hem 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hem de Yargıtay kararları ışığında irdelenecektir. Ayrıca boşanma davalarına ilişkin hem esas hem de usul bilgileri bu çalışmalar serisi kapsamında ele alınacaktır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161 vd. hükümleri boşanma sebeplerini düzenlemektedir. Bu çerçevede boşanmanın hukuki temelleri de bu maddelerde ele alınmaktadır. Buna göre; zina, hayata kast;pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması temel boşanma sebepleridir.

Bu ilk çalışmamızda zina sebebine dayalı boşanma konusunu ayrıntılı olarak ele almaya çalışacağız.

B. KAVRAM
Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Mevcut Türk Ceza Kanunu’muzda zina bir suç olarak tanımlanmamıştır. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 161. Maddesine göre “zina” boşanma nedenidir. Boşanma davasında zina sebebine dayanılması durumunda kanunda öngörülen sürelere riayet etmek gerekmektedir.

Buna göre zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda zina fiilinin üzerinden beş yıl geçince zina sebebine dayalı boşanma davası açmak hakkı ortadan kalkar.

Ayrıca boşanma davası açan eşin affetmesi de boşanma davasında zina sebebine dayanmayı ortadan kaldırmaktadır. Gerek hangi eylemlerin zina kapsamında değerlendirileceği, gerekse de zina eyleminin ispatı güç olduğundan uygulamada zina sebebine dayalı boşanma davalarına sıklıkla rastlanmamaktadır.

C. ÖRNEK YÜKSEK MAHKEME KARARLARI
Öyle ki Yargıtay yeni tarihli bir kararında “Davacı münhasıran (TMK. md. 161) sebebine dayanarak boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Davacı tanığı olarak dinlenen tarafların müşterek çocuğu 1990 doğumlu A., 2007 yılının Haziran ayında Gönen’e annesinin yanına gittiğinde, annesinin bir erkek arkadaşı olduğunu söylediğini ve bu şahsa ait fotoğrafı gösterdiğini, aynı yılın Temmuz ayında da anneannesinin, davalıyı kastederek dediğini ifade etmiş, davalının annesi P. ise torunu A.’e böyle bir beyanının olmadığını söylemiştir. Tanık A.’in beyan ettiği Temmuz 2007 tarihinde davalının yapılan hamilelik testinde hamile olmadığı tespit edilmiştir. Bu deliller karşısında davalının zina eylemi sabit kabul edilemez. Zina eylemi kanıtlanamamıştır. Öyleyse davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Hükmüne yer vermiştir.

Zina sebebine dayalı boşanma davasında hak düşürücü süre ile ilgili olarak Yargıtay’ın vermiş olduğu şu karar önemlidir. “… tanık B. Ü.’in beyanına göre; davacı-karşılık davalı C.’in Romen asıllı bir kadınla birlikte yaşadığı ve bu kadından olan 19.9.2004 doğumlu B. isimli çocuğu tanıyarak 23.8.2005 tarihinde nüfusuna tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Zina nedenine dayalı boşanma davalarında (TMK.m.161) dava açma süresi; devam eden zina eyleminde; bu eylemin sona erdiği tarihten itibaren başlar. Toplanan kanıtlardan; davacı-karşılık davalı C.’in zina eyleminin devam ettiği anlaşılmaktadır. Davalı-karşılık davacı M.’in zina nedenine (TMK.m.161) dayalı karşılık boşanma davasının da kabulü gerekirken yanlış değerlendirme sonucu bu davanın reddi doğru görülmemiştir.”

Yargıtay bir başka olayda ise “Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı-davacı kocanın dava açılmadan önce ve davanın devamı sırasında dahi başka kadınlarla birlikte otelde aynı odada kaldığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161’inci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davacı-davalı kadın evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı boşanma davasını, ıslahla öncelikle zina sebebine dayandırdığına göre, bu sebebe dayalı olarak boşanmaya karar verilmesi gerekirken..” değerledirmesinde bulunmuştur.

Başka bir kararında ise Yargıtay “..Toplanan delillerden davalı-davacı kadının eşinin gece vardiyası için işte olduğu saatte bir başka erkeği geceleyin eve aldığı anlaşılmaktadır. Kadının gece geç saatte, eşinin olmadığı bir zamanda eve yabancı erkek alması meşru bir amaca yönelik olduğu kanıtlanmadıkça zinanın varlığına delalet eder. Davalı-davacı kadının zinası kanıtlanmıştır. Davacı-davalı kocanın Türk Medeni Kanununun 161. maddesi uyarınca açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” hükmüne yer vererek, zina eylemi için birtakım belirtilerin varlığını yeterli görmüştür.

Yargıtay bir başka kararında ise sadece bazı eylemlerin varlığını zina için yeterli görmemiştir. Buna göre “Dosyada davacı-davalının zina yaptığına ilişkin yeterli kanıt bulunmamaktadır. Aynı işyerinde çalışan bir başka erkekle telefonla görüşme, mesaj gönderme ve bu kişinin arabasına binmiş olma, zinaya delalet eden davranışlar niteliğinde değildir. Zina sübut bulmamıştır. Açıklanan nedenle davalı-davacının zina sebebine dayanan boşanma davasının reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Hükmüne yer vermiştir.

D. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Zina sebebine dayanarak boşanma davası açmak isteyen eşin mevzuatın ve yüksek mahkemenin ayrıntılı hükümleri karşısında hassas davranması ve mümkünse davasını bir avukata vekâletname vermek suretiyle görmesi amaçladığı sonuca ulaşabilmesi açısından yararlı olacaktır.

Av. Gökhan TOZOĞLU – Kasım 2013

*Sinerji Mevzuat ve İçtihat programından yararlanılmıştır.