Aynı zamanda 1475 sayılı İş Kanunu’nun kıdem tazminatına ilişkin hükümleri de halen uygulanmaktadır. Durumun gereklerine göre ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet akdine ilişkin hükümleri uygulanmaktadır.

Bu çerçevede işçi işveren ilişkisinin doğal bir sonucu olarak işçinin iş görme, hizmet üretme borcu doğarken işverenin de ücret ödeme borcu doğmaktadır. İşçinin iş görme borcu mevzuattan kaynaklanan sebeplerle sınırlandırılmıştır.

Öyle ki işçinin haftalık 45 saatin üzerinde yaptığı çalışmanın fazla mesai olarak kabul edilmesi, işçinin 1 yılını tamamlamasından sonra yıllık izin hakkının kullandırılması, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştırılmaması, işçiye haftalık izin kullandırılması, işçinin iş akdi işveren tarafından haksız olarak sona erdirilirse ya da işçi iş akdini haklı nedenlerle sona erdirirse kıdem tazminatı ödenmesi yasanın belirlediği yükümlülüklerdir. Bu yükümlülüklere aykırı davranmanın işveren açısından maddi sonuçları doğmaktadır.

Ülkemizde iş hayatının yeterince profesyonelleşememesi sebebiyle işçi ve işveren tarafları arasında ihtilaflar yaşanmaktadır. Yaşanan ihtilaflar genelde hukuki süreçlere konu olmakta ve işçi ile işveren açılan davalarda karşı karşıya gelmektedir.

Açılan davalar genelde işçi lehine neticelenmekte ve çalıştığı süre içerisinde yukarıda ifade edilen haklarını elde edemeyen çalışan, dava açarak bu haklarını elde etmektedir.

İşçiler tarafından açılan davalarda genelde bir ispat zorluğu ile karşılaşıldığı tartışmasızdır. Bu nedenle mahkemeler uzman bilirkişi incelemesi yoluna müracaat etmekte ve çoğunlukla bilirkişilerin raporları doğrultusunda kararlar verilmektedir.

İşçi alacaklarına ilişkin açılan davalarda bilirkişiler iki yöntemle hesaplama yapmaktadır. İlk yöntemde çalışanın işverenden alacağının brüt miktarı üzerinden hesaplama yaparak sonuca ulaşmaktadır. İkinci yöntemde ise çalışanın brüt alacağı üzerinden birtakım kesintileri hesaplayıp net alacak miktarına ulaşılmakta ve bu miktar mahkemeye bildirilmektedir.

Raporun net miktar üzerinden bildirilmesi halinde mahkeme bildirilen bu net rakam üzerinden icra takibi yapılmakta ve çalışan alacaklarına kavuşmaktadır. Net rakam üzerinden yapılan hesaplama hatalıdır. Şöyle ki işçi alacaklarına dayanan davalarda işveren işçisinin alacaklarını zamanında ödememesi nedeniyle yapması gereken ödeme ile işçi alacaklarını zamanında ödemiş olsaydı yapacağı ödeme arasında fark ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki işçisinin alacaklarını ödeyen işveren, işçi alacaklarını ödemeyip mahkeme yoluyla ödeyen işverenden daha fazla ödeme yapmaktadır. Örneğin 2.240,00 TL brüt ihbar tazminatı kesintiler (Gelir Vergisi+ Damga Vergisi) yapıldıktan sonra 1887 TL’ye düşmektedir. İşte görülüyor ki işveren tarafında işçi alacaklarının zamanında ödenmemesi sebebiyle devlete gitmesi gereken ödemeler işverenin uhdesinde kalmaktadır. Böylelikle hem işçi hem de devlet mağdur olmaktadır.

Bu nedenle raporun brüt ücretler üzerinden değerlendirme yapılarak tanzim edilmesi, net ücretin de ayrıca hesaba dahil edilmesi gerekmektedir. Uygulamada pekçok bilirkişi raporunun da bu çerçevede tanzim edildiğine şahit olunmaktadır. Ancak problem brüt ücret üzerinden hükmedilen mahkeme kararlarının icra takibine konu edilmesinde yaşanmaktadır. Alacaklı işçi icra takibine mahkeme kararında yazılan brüt miktarlar üzerinden başladığı zaman borçlu işverenin itirazı ile karşılaşmakta, alacakların net rakam üzerinden hesaplanarak takibe konulmaması nedeniyle kısmi iptaller yaşanmaktadır. Uyuşmazlıklarda mahkemeler takibin net miktar üzerinden yapılmaması sebebiyle yapılan itirazları kabul etmekte ne yazık ki yüksek mahkeme de bu yönde içtihat oluşturmaktadır. Kanaatimizce yüksek mahkeme içtihadını değiştirmelidir. Bu içtihat sebebiyle borcunu zamanında ödeyen işveren, zamanında ödemeyene göre daha avantajlı hale gelmektedir. Bu da takdir edilecektir ki hukuk devleti ve eşitlik ilkesi ile bağdaşmaz.

Konuya ilişkin uygulama yöntemi yeniden belirlenmelidir. Bize göre  alacaklı işçi, alacaklarının tahsili amacıyla mahkeme kararında yazan brüt alacaklar üzerinden icra takibine başlamalı borçlu işveren de brüt miktar üzerinden ödemesini gerçekleştirmelidir. Ödeme yapıldıktan sonra icra müdürü yasal kesintileri hesaplamalı, bu kesintiler devletin kasasına girmeli, kalan net miktarı ise alacaklı işçiye ulaştırmalıdır, bu yöntemle işçi de devlet de zarar görmemiş olur. Ayrıca böylelikle işçisine alacaklarını zamanında ödeyen işverene de haksızlık yapılmamış da olacaktır.

İşçi alacaklarının tahsili teknik bir değerlendirmeyi gerektirdiğinden, hukuki bir destek olmaksızın alacakların tahsilinde güçlükler yaşanmaktadır. Mağduriyet yaşadığı düşüncesinde olan işçiler dava açmadan önce muhakkak bir uzman desteği almalıdır.

www.gokhantozoglu.org